Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Nedeniyle Boşanma (TMK 166/4)
Evlilik, iki bireyin hukuki olarak da tanınan ortak bir yaşam sürdürme gayesidir. Eşler birbirlerine karşı bazı hak ve yükümlülükleri yerine getirme borcu altındadırlar. Türk Medeni Kanunu, bu hak ve yükümlülüklerin neler olduğunu bünyesinde barındırmaktadır. Ne var ki, bazı durumlarda eşler arasında yaşanan uyuşmazlıklar nedeniyle evlilik birliği sarsılabilmektedir. Bu durumlarda eşlerden biri veya her ikisi, boşanma davası açma hakkına sahiptir.
Tarafların daha önce açtıkları boşanma davasının mahkemece reddedilmesine rağmen fiili ayrılık yaşamaları halinde TMK 166/4’e dayanarak yeni bir boşanma davası açılabilmesi mümkündür. Bu hüküm “ortak hayatın yeniden kurulamaması” nedeniyle diğer boşanma sebeplerinden farklı olarak geçmişte reddedilmiş bir boşanma davasına dayanır. Eşlerin daha önceki boşanma talepleri reddedilmiş olmasına rağmen evlilik birliğini yeniden inşa edememeleri veya bir araya gelememeleri, bu madde hükmü uyarınca yeniden boşanma talebinde bulunabilmelerine imkân tanır.
Bununla birlikte fiili ayrılık nedenine dayanan boşanma davaları da dahil olmak üzere boşanma davaları çocuğun velayeti, nafaka, maddi ve manevi tazminat talepleri, mal paylaşımı talepleri gibi bir çok teknik aile hukuku uyuşmazlığının da konu olduğu bir dava türüdür. Bu nedenle boşanma davalarınızın başından sonuna bir boşanma avukatı tarafından yürütülmesi elzemdir.
Son dönemde ortak hayatın yeniden kurulamaması (fiili ayrılık) nedeniyle açılacak boşanma davası şartlarına ilişkin bazı kafa karışıklıkları mevcuttur. Bunun sebebi, Anayasa Mahkemesi’nin TMK 166/4’te hukuka aykırı bir hüküm görmesi üzerine değişiklik yapmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin değişikliğinden önce dava içi ön koşul reddedilen boşanma davasının üzerinden üç yıl geçmesi iken, düzenleme sonrasında bu süre bir yıl olmuştur.
Tmk 166/4 Nedir? Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma
Türk Medeni Kanunu 166/4 uyarınca;
“VI. Evlilik birliğinin sarsılması
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”
Bu hükme göre, eşlerin daha önceden açtığı boşanma davası reddedilmiş ve bu ret kararının kesinleşmesi üzerinden en az bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelinden sarsılmış olarak kabul edilecektir. Aynı maddenin birinci fıkrası, “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir” der. Buradan hareketle, TCK 166/4’ün belirttiği durumlarda ortak hayat yeniden kurulamamışsa, birinci fıkranın düzenlediği sebeple taraflara dava hakkı doğar.
Hâkim, bazı hallerde evliliğinin korunmasını faydalı bulabilir ve boşanma eşlerin boşanma taleplerini reddedebilir. Eşler buna rağmen hala ortak hayatı yeniden kuramamışlarsa, bu mahkeme nezdinde evlilik birliğinin artık sona geldiğinin bir göstergesi olur. Kanun koyucu, TMK 166/4’ü düzenlerken bunu amaçlamıştır. Bu sayede eşlerin daha önce boşanmaya adım atıp her şeye rağmen ortak hayatı kuramadıkları gözle görülür bir hale gelir. Boşanma talepleri reddedilmiş eşlerin yine de bir araya gelememesi, ortak yaşamı sürdürememeleri, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı açıkça gözler önüne serer. Bu mantık doğrultusunda aslında kanun koyucu TMK 166/1’in oluşmasını, yani evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını arar. Her ne kadar boşanma TMK 166/4’e dayansa da hâkim fiili ayrılığın TMK 166/1’deki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” haline yol açtığı gerekçesiyle boşar. Dolayısıyla bu iki hüküm birbiriyle yakından ilintilidir.
Fiili Ayrılık Nedenidyle Boşanma Davası Açmanin Üç Temel Şartı
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanma davası açabilmek için Medeni Kanun’un belirlediği şartların sağlanıyor olması gerekmektedir. TMK’nın 166. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu şartlar düzenlenmiştir. Boşanma davasının usulden reddedilmemesi için bu koşulların sağlandığından emin olmak çok önemlidir. Bu sebeple tüm bu dava ön koşullarını aşağıda tek tek ele aldık:
Reddedilmiş ve Kesinleşmiş Bir Boşanma Davasının Varlığı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/4 maddesi uyarınca, ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle boşanma davası açabilmek için, eşlerin daha önceden herhangi bir boşanma sebebine dayanarak açtıkları bir davanın reddedilmiş olması gerekmektedir. Bu husus, ortak hayatın yeniden kurulamaması nedenine dayanarak boşanabilmek için gereken ilk koşuldur. Halihazırda reddedilen boşanma davası bulunmayan eşler, bu hükme dayanarak boşanamayacaklardır. Burada önceden açılıp reddedilen davanın hangi boşanma sebebine dayanarak açılmış olduğu önem taşımamaktadır. Herhangi bir boşanma sebebine dayanarak açılabilir. Mühim olan ret kararının kesinleşmiş olmasıdır. O halde yalnızca ret kararı bulunması yeterli olmayıp, bu ret kararının kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu dava şartını mahkeme re’sen dikkate alır.
Ret Kararının Kesinleşmesinden İtibaren En Az 1 Yıl Geçmesi
Türk Medeni Kanunu’nun eski maddesine göre ortak hayatın yeniden kuralamaması nedeniyle boşanma davası açmak için tarafların üç yıl beklemesi gerektiği öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi bu hükmü, bireylerin özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle yerinde bir karar vererek iptal etmiştir. Bu doğrultuda, 27.11.2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kanun ile üç yıllık bekleme süresi bir yıla indirilmiştir. Buna göre, boşanma davasının reddedilmesinden sonra eşler bir yıl boyunca ayrı yaşamalarıdır. İlk boşanma davasında verilen ret kararından itibaren işbu bir yıllık süre başlayacaktır.
Bu Sürede Ortak Hayatın Yeniden Kurulmamış Olması
Ortak hayatın yeniden kurulması, eşlerin evlilik birliğini devam ettirmek amacıyla genel hükümleri ile tanınan hakların kullanması ve yükletilen görevlerin yerine getirilmesini üstlenecek şekilde bir araya gelinmesidir. Buradan hareketle, eşlerin yaşadığı fiili ayrılık bu kapsamdadır.
Anayasa Mahkemesinin Üç Yıl Şartını İptal Eden Kararı!
TMK 166/4’ün eski haline göre eşler önceden açtıkları boşanma davasının ret kararı üzerinden 3 yıl geçmedikçe, ortak hayatın kurulamamasına yönelik boşanma davası açamamaktaydılar. Kanun koyucu burada her ne kadar aile kurumunu ayakta tutmayı hedeflemiş olsa da bu hüküm gerçekten boşanmak isteyen kişileri oldukça mağdur etmekteydi. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi 19.4.2024 tarihinde yayımladığını basın duyurusu ile bu kuralı hukuka aykırı bulduğu gerekçesiyle iptaline karar verdiğini bildirmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin ortak hayatın yeniden kurulamamasına bağlı olarak açılacak boşanma davası şartına ilişkin görüşü şu şekildedir:
“Ret kararına karşı ilgililerin kanun yoluna başvurmalarının mümkün olduğu dikkate alındığında kararın kesinleşmesinin de uzun bir süre alabileceği açıktır. Ayrıca kuralda ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için ret kararının kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi gerektiği öngörülmüştür. Buna göre boşanma kararı verilebilmesi için kuralda öngörülen süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde makul olmayan bir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkân tanınmadığı görülmüş ve ortak hayatın yeniden kurulamadığı hâllerde evlilik birliğini uzun bir süre boyunca sona erdiremeyen ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklendiği anlaşılmıştır.
Bu değerlendirmeler ışığında özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunu koruma amacı arasında makul bir denge sağlamayan kuralın ölçülülük ilkesini orantılılık alt ilkesi yönünden ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.”
Anayasa Mahkemesi’nin TMK 166/4’te belirlenmiş süreye ilişkin iptal kararından önce taraflar bu süreçten son derecede olumsuz etkilenmekteydi. Öyle ki, çekişmeli boşanma davaları halihazırda uzun süren yargılamalar sonucu karara bağlanmaktadır. Nitekim, ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle boşanma davası açmak için daha önceden boşanma davası açmak şarttır. İlk boşanma davasının yargılaması ve ret kararının kesinleşmesi ayrı bir süreç iken yeni davayı açmak için üç yıl beklenmesi, süreci olduğundan da uzun kılmaktaydı. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu iptal kararıyla boşanmak isteyen eşlerin büyük bir mağduriyet yaşamasını engellediğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Yargıtay Kararları İle Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Kriteri
Ortak hayatın yeniden kurulamaması davasının en önemli şartı, adından da anlaşıldığı üzere eşlerin ortak yaşamı tekrardan kurup sürdürememesidir. Bir diğer ifadeyle ortak hayatın yeniden kurulamaması, eşler arasında evlilik birliğinin gerektirdiği sorumlulukların artık ifa edilememesidir. Yargıtay, ortak hayatın yeniden kurulamamasını şu şekilde tanımlamıştır:
“İkinci koşul, ret kararının kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamamış olmasıdır. Hemen belirtilmedir ki, ortak hayatın kurulması ile kastedilen, evlenmenin genel hükümlerinde tanınan hakların kullanılması ve yükletilen görevlerin yerine getirilmesini üstlenecek şekilde eşlerin bir araya gelmesidir. Yargıtay içtihatlarında da benimsendiği üzere çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, ölüm, düğün gibi haklı sebeplerin gerektirdiği hâller için bir araya gelmek, TMK’nın 166/4. maddesi kapsamında ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1286 E., 2019/142 K.)
Buradan anlaşıldığı üzere Yargıtay, eşlerin fiili olarak yan yana olduğu her durumu ortak hayatın yeniden kurulması şeklinde yorumlamaz. İçtihatta bahsedildiği üzere ölüm, düğün, müşterek çocukların ihtiyaçları gibi tarafların bir araya gelmesini gerektiren durumlar, ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamını taşımayacaktır. Dolayısıyla burada esas olan, eşlerin aynı çatı altında bulunmuş olmasından ziyade, ortak hayatı yeniden kurmak için bir gaye içerisinde olup olmamalarıdır. Hâkim, eşlerin ortak hayatı yeniden kurup kurmadığının tespitini tarafların iletişimlerini, birlikte yaşamaya yönelik iradelerini ve evliliğin gerekliliklerine karşı tutumlarını inceleyerek yapar. Öyle ki, daha önce boşanma yoluna girmiş eşlerin ortak hayatı kurmaları için oldukça ciddi bir irade göstermeleri gerekir. Hâkim bu iradeyi göremezse boşanma talebini kabul eder.
Fiili Ayrilik Nedeni İle Boşanmada Kusur
Ortak hayatın yeniden kurulamaması (fiili ayrılık) nedeniyle boşanma davası, kusurun önemsenmediği bir dava türüdür. Boşanma, tarafların artık ortak yaşamı sürdüremedikleri ve bir araya gelemedikleri sebebiyle kabul olur. Dolayısıyla tarafların kusuru boşanma kararında bir rol oynamaz. O halde söylenebilir ki, kusuru daha ağır olan eş de ortak hayatın yeniden kurulamamasına dayanarak boşanma talebinde bulunabilecektir. Aynı doğrultuda davalı eş, davacı tarafın kusurunun daha ağır olmasını ileri sürerek boşanma talebine itiraz edemeyecektir. Ne var ki, kusur her ne kadar fiili ayrılık nedeniyle boşanma kararını doğrudan doğruya etkilemese de nafaka veya tazminat talepleri hususların belirlenmesinde rolü büyüktür. Dolayısıyla, ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle açılan boşanma davasında nafaka gibi talepler öne sürülürse tarafların kusur oranları hâkim tarafından tek tek değerlendirilir.
Yargıtay kararlarında fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında kusurun rolü net bir şekilde açıklanmıştır. Buna göre; “Fiili ayrılık nedenine dayalı bu boşanma davasında boşanma kararı için kusur araştırılması gerekmez. Kusur, boşanmanın eki olan nafaka ve tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde bir unsur olarak araştırılması gerekir. Tarafların retle sonuçlanan önceki boşanma davalarında, taraflara yüklenebilecek bir kusurlu davranış belirlenmiş değildir. Yine, eylemli ayrılık döneminde de taraflara yüklenebilecek bir kusurlu davranışın varlığı iddia ve kanıtlanmamıştır. Davanın dayanağı olan önceki boşanma davasında her iki tarafın davası da mevcut olup; her ikisi de reddedilmiştir. Bu nedenle, boşanma sebebi yaratma bakımından da taraflardan sadece birine kusur yüklenemez. O halde, Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine dayalı bu davada, taraflara bir kusur yükleme imkânı yoktur ve boşanmaya yasal koşulların gerçekleşmiş olması nedeniyle karar verilmiştir. Boşanmanın eki olan maddi ve manevi tazminatlar ise kusurlu olan taraftan istenebilir (TMK md. 174/1-2)” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/13318 E., 2012/10996 K.)
Fiili Ayrilik Nedeniyle Boşanma Davasında Talep Edilebilecek Haklar (Nafaka, Tazminat, Velayet)
Ortak hayatın yeniden kuralamaması (fiili ayrılık) davasında da diğer boşanma davalarında olduğu gibi taraflar boşanma ile birlikte başkaca taleplerde de bulunabilir.
Nafaka talebi bunlardan biridir. Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve tedbir nafakası fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında talep edilebilir. Ancak burada tarafların kusur oranlarının değerlendirmesi yapılır. Bir diğer deyişle, nafaka koşulları incelenir. Hâkim, nafaka miktarını nafaka yükümlüsünü ekonomik olarak zor duruma düşürmeyecek şekilde belirler. Aynı şekilde nafaka alacaklısının ihtiyaçlarını da gözetir. Yine boşanma davalarında gündeme gelen bir diğer husus da velayettir.
Velayet, fiili ayrılık nedeniyle açılan boşanma davalarında talep edilebilir. Hâkim, velayete ilişkin değerlendirmesini çocuğun üstün yararını gözeterek yapar. Müşterek çocuk, hem maddi hem manevi açıdan en sağlıklı kimin yanında büyüyecekse hâkim velayet hakkını ona tanır.
Tüm bunlara benzer olarak fiili ayrılık davasında tazminat talep edilmesi de mümkündür. Normal şartlarda fiili ayrılık sebebiyle boşanma davalarında hâkimin kusur değerlendirmesi yapmayacağından bahsettik. Fakat tarafların tazminat talebi söz konusu ise kusur incelemesi yapılması gerekecektir. Zira hâkim tazminat isteyen tarafın daha az kusurlu veya kusursuz olması şartını arayacaktır. Burada belirtilmelidir ki, taraflar hem maddi hem de manevi tazminat talebinde bulunabilirler.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Süreç Nasil İşler? (Dilekçe Hazirliği, Deliller Ve Yargilama)
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle açılan boşanma davası dilekçe ile başlar. Davacı taraf, hazırladığı dava dilekçesinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve ortak hayatın yeniden kurulamadığını somut bir şekilde ortaya koymalıdır. Ayrıca dava dilekçesinde iddia edilecek her bir hususun ispatlanabilir nitelikte olmasına da özen göstermelidir. Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay içtihadında ispat yükününün kimde olduğuna dair hüküm tesis edilmiştir. Bu hüküm uyarınca; “Dava Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine dayalı fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasıdır. Boşanma davasının reddi kararının kesinleştiği tarihten başlayarak üç yılın geçtiği ve ortak hayatın yeniden kurulamadığının ispat yükü davacı kocaya aittir. (TMK. mad. 6) Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış saymaz. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarı hâkimi bağlamaz. Hâkim kanıtları serbestçe takdir eder. (TMK. md. 184/1,3,4) Davacıya delilleri sorulmadan ve bu deliller toplanmaksızın dava ispatlanmış kabul dilerek yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2008/12941 E., 2008/12538 K.)
Dava dilekçesi mahkemeye ibraz edildikten sonra taraflar iddialarını desteklemek adına delil sunmalıdır. İşbu delil aşamasında tanık beyanları, mesajlaşmalar, ekran görüntüleri, daha önceki davaya ilişkin belgeler delil niteliğinde kabul edilebilecektir. Taraflar bu delillerle fiilen ayrılık yaşadıklarını ve ortak hayatın yeniden kurulamadığını ispatlamaya çalışır. Daha sonra mahkemenin tarafların sunduğu dilekçe ve delilleri incelemesi üzerine yargılama aşaması başlar. Taraflar ve tanıklar, beyanlarını hâkimin huzurunda duruşma esnasında tekrar dile getirir. En nihayetinde hâkim, tarafların yeniden bir araya gelme ihtimalini değerlendirerek boşanmaya veya boşanmanın reddine karar verir.
Fiili Ayrılık Ve Anlaşmalı Boşanma Arasındaki Farklar
Anlaşmalı boşanma TMK 166/3’te “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Özetle anlaşmalı boşanma, en az bir yıl evli kalmış çiftlerin anlaşarak tek celsede boşanmalarını sağlayan bir dava türüdür.
Kanun koyucu, aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise fiili ayrılığı düzenlemiştir. Bu fıkra uyarınca; “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.” Buradan hareketle söylenebilir ki fiili ayrılık nedeniyle boşanma tarafların ortak hayatı yeniden kuramadığı kanısı oluştuğunda gerçekleşir.
Aşağıdaki tabloda anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedeniyle boşanma davalarının farklarını inceleyebilirsiniz:
| Anlaşmalı boşanma | fiili ayrılık nedeniyle boşanma |
| Eşlerin her birinin boşanmayı kabul etmesi gerekir. | Daha önceden açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş ve reddin kesinleşmiş olması gerekir. |
| En az bir yıl evli kalmış olunmalıdır. | Ret tarihinden itibaren 1 yıl fiilen ayrı yaşanmalıdır. |
| İki tarafın da anlaşmalı boşanmaya rızası gerekir. | Tek tarafın davacı olması yeterlidir. |
Tüm bu anlatılanlara ek olarak söylenebilir ki, anlaşmalı boşanma davası açıp davası reddedilen eşler, bu ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde fiili ayrılığa dayanarak boşanma talep edebileceklerdir. Bir diğer anlatımla, fiili ayrılık için gereken kesinleşmiş ret kararı, anlaşmalı boşanma hakkında da verilmiş olabilir. Öyle ki fiili ayrılığı düzenleyen madde hükmünde de “boşanma sebeplerinden herhangi biri biriyle açılmış bulunan dava” denmektedir. Dolayısıyla anlaşmalı boşanma da bu kapsamda yer alır.
Yargitay Kararlari Işiğinda TMK 166/4 Uygulamalari
Çocukların İhtiyaçları, Ölüm, Düğün Gibi Sebeplerle Bir Araya Gelmek
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1286 E., 2019/142 K.
“İkinci koşul, ret kararının kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamamış olmasıdır. Hemen belirtilmedir ki, ortak hayatın kurulması ile kastedilen, evlenmenin genel hükümlerinde tanınan hakların kullanılması ve yükletilen görevlerin yerine getirilmesini üstlenecek şekilde eşlerin bir araya gelmesidir. Yargıtay içtihatlarında da benimsendiği üzere çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, ölüm, düğün gibi haklı sebeplerin gerektirdiği hâller için bir araya gelmek, TMK’nın 166/4. maddesi kapsamında ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.”
Eşlerin Mecburiyetten Aynı Evde Yaşamaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2005/4782 E., 2005/5442 K.
“Davacının (kocanın) daha önce 27.4.1999’da açmış olduğu boşanma davası reddedilmiş ve 16.12.2000’de kesinleşmiştir. Bu dava ise aradan üç sene üç ay geçtikten sonra 17.3.2004’te açılmıştır. Boşanmaya karar verilebilmesi için eşlerin bu dönem içerisinde ortak hayatı yeniden kurmak amacı ile bir araya gelmediklerinin gerçekleşmesi gerekir.
Toplanan delillerden eşlerin bu üç yıllık fiili ayrılık sırasında aynı evin farklı odalarında yaşadıkları, davalının (kadının) gidecek yeri olmadığı için mecburen evden ayrılamadığı, ancak hiçbir zaman bir araya gelmedikleri anlaşılmaktadır. Eşlerin bu yaşam biçimleri ortak hayatı yeniden kurdukları şeklinde yorumlanamaz. Mahkemece boşanmaya karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesi yerinde değildir.”
Yakınların Eşleri Barıştırma Girişiminde Bulunmaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2004/16628 E., 2005/1555 K.
“Toplanan delillerden, davalı kocanın eşini dövdüğü, “…..” şeklinde sözler sarfederek ona küfür ve hakaret ettiği ve dört yıl önce bir kısım eşyaları alarak müşterek evi terk ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların fiilen ayrılmalarından sonra, davacı yakınlarının tarafların barışması için kendiliklerinden girişimde bulunmuş olmaları, af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka olgu ve deliller bulunmadıkça, önceki olaylardan dolayı davacının davalıyı affettiği anlamına gelmez. Kaldı ki, kocanın açtığı boşanma davasının reddedilmesinden sonra, taraflar arasında görülen ve koca tarafından açılmış bulunan itirazın iptali, istirdat ve menfi tespit davaları taraflar arasında husumet oluşmasına da yol açmıştır.
Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı, dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamamıştır.”
Boşanma Avukatınız: Viridis Legal Partners
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle açılacak boşanma davalarında dava açmak için gereken şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi ve kanun tarafından belirlenmiş tarihlere özen gösterilmesi büyük önem taşır. İstanbul’daki boşanma avukatınız Viridis Legal Partners olarak sizlere sürecin başından sonuna kadar eşlik etmek için hazırız. Gerekli süre ve şartlar gibi tüm hukuki prosedürleri ve duruşma süreçlerini, boşanma hukukunda uzman ve deneyimli kadromuzla titizlikle ele alıyoruz. Hukuki temellere uygun dava dilekçesi yazılması veya delillerin eksiksiz sunulması gibi mühim hususlar için avukat desteği alınması davanın gidişatı açısından oldukça kritiktir. Viridis Legal Partners olarak, süreci sizlerin en lehine olacak şekilde yönetiriz.
Boşanma konusunda hukuki destek talepleriniz için bugün bizimle iletişime geçin
SIKÇA SORULAN SORULAR
Boşanma Davam Reddedildi. Tekrar Dava Açmak İçin 3 Yıl Değil, 1 Yıl Mı Bekleyeceğim?
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle açılacak davada, önceki davanın reddinden itibaren bir yıl beklemek yeterlidir. Bu kadar 2024 Kasım ayından itibaren Anayasa Mahkemesi’nin hükmü doğrultusunda yürürlüktedir.
Reddedilen Bir Boşanma Davası Tekrar Aynı Sebeplerle Açılabilir Mi?
Reddedilen boşanma davasında dayanılmış sebeplere tekrar açılacak boşanma davasında dayanılamayacaktır. Fakat hemen söylenmelidir ki, eğer aynı konu tekrar vuku bulmuşsa, örneğin darp edilmesi sebebiyle boşanma davası açıp davası reddedilen eşin tekrar darp edilmesi gibi durumlarda bu olaya dayanarak dava açmak mümkündür.
Eşler Ne Kadar Ayrı Kalırsa Resmi Nikah Kendiliğinden Düşer?
Resmi nikahın kendiliğinden düşmesi gibi bir uygulama söz konusu değildir. Türk Medeni Kanunu’na göre resmi bir evliliği sona erdirmenin tek yolu (ölüm, gaiplik gibi durumlar yoksa) boşanmadır. TMK’da belirlenen 1 yıl ayrı kalma süresi, yeni bir boşanma davası açabilmek için öngörülmüştür.
Fiili Ayrılık Süresinde Eşlerden Birinin Sevgilisi Olması, Yeni Davayı Etkiler Mi?
Fiili ayrılık döneminde eşlerin başkalarıyla görüşmesi, davanın reddine yol açmayacaktır. Ne var ki mahkeme halihazırda eşler arasındaki evlilik birliğinin fiilen sona erdiğini değerlendirecektir. Fakat, bu durum kusur değerlendirilmesi bakımından etkili olabilecektir.
Daha Önce Açtığım Davadan Feragat Etmiştim. Bu Durum, “Reddedilmiş Dava” Sayılır Mı?
Davadan feragat etmek, davacının davadan kendi hür iradesiyle vazgeçmesidir. Davacının feragat ettiği durumlarda mahkeme davayı esastan reddeder. Yargıtay içtihatları uyarınca, feragatle sonuçlanan boşanma davalarında reddedilme şartı gerçekleşmiş kabul edilir.
Boşanma Davası Reddedilirse ve Temyize Giderse, Bekleme Süresi Ne Zaman Başlar?
Dava temyize gitmiş ise ret kararı kesinleşmemiş demektir. Kanunun ön gördüğü bekleme süre ise ret kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlar.
Boşanma Sürecinde Ortak Evde Kimin Kalacağına Nasıl Karar Verilir?
Boşanma sürecinde ortak evde kimin kalacağı gibi hususlar hâkimin takdir yetkisine bağlıdır. Aile mahkemesi hâkimi, müşterek evi boşanma davasında mağdur olan eşe tahsis edecektir.
Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Edinilen Mallar Ortak Mıdır?
Kural olarak evlilik birliği içerisinde edinilmiş olan mallar ortak maldır. Dolayısıyla mal paylaşımına dahil edilir. Fakat boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren eşlerin edindiği mallar ortak mal kabul edilmediğinden mal paylaşımına da dahil edilmez.


