İrtikap Suçu ve Cezası (TCK 250) Nedir? Cezası ve Şartları
İrtikap Suçu Nedir? (TCK 250)
İrtikap, sözlük anlamı itibarıyla “kötü bir iş işleme, yiyicilik, rüşvet yeme, hile yapma ve menfaat sağlama” gibi anlamlara gelmektedir. Hukuki tanımıyla irtikap; bir kamu görevlisinin, icra ettiği görevinin kendisine sağladığı nüfuzu veya güveni kötüye kullanarak, muhatap olduğu kişilerden kendisine veya başkasına yarar sağlaması veya bu yolda vaatte bulunulmasıdır. İrtikap suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” bölümünde, 250. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“İrtikap
Madde 250-
(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.”
TCK 250’de düzenlenen irtikap suçu, özünde kamu idaresine duyulan güvenin sarsılmasını önlemeyi amaçlar. Suçun işlenmesiyle birlikte vatandaşların kamu kurumlarına, devletin itibarına ve kamu görevlilerine karşı duyması gereken itimat ve olumlu inanç zedelenmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, bireylerin kamu görevlilerinin mevzuata aykırı, baskıcı veya hileli davranışları nedeniyle mağdur edilmelerinin ve maddi/manevi zarara uğratılmalarının önüne geçmeyi hedeflemiştir.
İrtikap Suçunun Unsurları ve Şartları
İrtikap suçunun oluşabilmesi için kanunda belirtilen maddi ve manevi unsurların bir arada gerçekleşmesi şarttır.
İrtikap Suçunda Fail (Kamu Görevlisi):
İrtikap suçunun en önemli şartı, failin bir kamu görevlisi olmasıdır. Bu bakımdan irtikap, ancak belirli bir sıfata sahip kişilerce işlenebilen “özgü suç” niteliğindedir. TCK m. 6/1-c uyarınca kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama, seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişidir.
İrtikap Suçunda Mağdur:
İrtikap suçunun bir kamu idaresine karşı işlenen suç olması nedeniyle pasif süjesi (asıl mağduru) toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Ancak suçun işlenişi sırasında iradesi sakatlanan, baskı veya hileye maruz kalarak yarar sağlayan gerçek veya tüzel kişiler suçtan zarar gören konumundadır.
İrtikap Suçunun Konusu:
Failin, görevinin sağladığı nüfuzu veya güveni kullanarak mağdurdan temin ettiği her türlü maddi veya ekonomik değer suçun konusunu oluşturur. Yararın bizzat kamu görevlisine veya onun yönlendirdiği üçüncü bir kişiye (örneğin bir vakfa, derneğe veya kişiye) sağlanması arasında fark yoktur.
İrtikap Suçunda Manevi Unsur (Kast):
İrtikap suçu ancak kasten işlenebilir; failin, mağduru zorladığını veya aldattığını bilerek ve menfaat temin etmeyi isteyerek hareket etmesi şarttır.
İrtikap Suçunun Fiil Unsuru ve İşleniş Şekilleri
TCK 250. maddesinde irtikap suçu üç farklı fiille işlenebilmektedir. Diğer bir deyişle, irtikap suçu üç farklı türe ayrılmış ve her biri için farklı cezalar öngörülmüştür.
İcbar (Zorlama) Suretiyle İrtikap
TCK’nın 250/1. maddesinde düzenlenen icbar suretiyle irtikap; kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar etmesi (zorlaması) ile oluşur. Buradaki zorlama (icbar), manevi cebir niteliğinde olup kişinin iradesini baskı altına almaya yönelik olmalıdır. Şayet kamu görevlisi mağdura karşı fiziki bir şiddet (maddi cebir) uygularsa, fiil irtikap olmaktan çıkar ve “yağma (gasp)” suçuna dönüşür.
Ayrıca kanun koyucu “icbar karinesi” adı verilen bir düzenleme getirmiştir. Buna göre; kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek menfaat temin etmesi halinde de icbarın varlığı kabul edilir.
İkna Suretiyle İrtikap
TCK’nın 250/2. maddesinde düzenlenen ikna suretiyle irtikap; kamu görevlisinin, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanarak, hileli ve aldatıcı davranışlarla mağduru ikna edip yarar sağlamasıdır. Burada fail, mağduru zorlamaz; aksine, görevine duyulan güveni istismar ederek mağduru yanlış yönlendirir ve aslında vermek zorunda olmadığı bir menfaati vermeye onu ikna eder.
Hatadan Yararlanma Suretiyle İrtikap
TCK’nın 250/3. maddesinde ise failin aktif bir hileli davranışı olmaksızın, mağdurun kendi hatasıyla düştüğü durumdan faydalanması düzenlenmiştir. Kamu görevlisinin, görevinin gereği olarak mağduru uyarması ve doğru bilgilendirmesi gerekirken, mağdurun hatasını (örneğin devlete ödenmesi gereken harcı yanlışlıkla şahsa ödemeye çalışması gibi) susarak kendi lehine çevirmesi ve menfaat sağlaması halidir.
İrtikap Suçunun Benzer Suçlardan Farkı
İrtikap suçu, niteliği gereği rüşvet, zimmet ve görevi kötüye kullanma suçları ile sıkça karıştırılmaktadır. Ancak bu suçlar arasında keskin hukuki sınırlar mevcuttur.
İrtikap ve Rüşvet Suçu Farkı
Rüşvet suçu (TCK 252), kamu görevlisi ile bir sivil vatandaş arasında işin yapılması veya yapılmaması amacıyla, özgür iradeyle yapılmış bir anlaşmaya dayanır. Rüşvette menfaat sağlayan kişi de suçludur ve rüşvet ilişkisinde karşılıklı bir rıza vardır. Oysa irtikap suçunda mağdurun iradesi özgür değildir; mağdur kamu görevlisinin icbarı (baskısı) veya iknası (hilesi) altında kalarak, kendisini mecbur hissettiği için menfaat sağlamaktadır. Yargıtay uygulamalarına göre, mağdurun haklı bir işinin yapılmayacağı korkusuyla menfaat vermesi irtikap; haksız bir işi yaptırmak için menfaat vermesi ise rüşvet kapsamında değerlendirilir.
İrtikap ve Zimmet Suçu Farkı
Zimmet suçu (TCK 247), kamu görevlisinin görevi gereği kendisine devredilmiş olan veya koruma gözetimi altında bulunan bir malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir. Zimmet suçunda mal zaten kamu görevlisinin uhdesinde ve denetimindedir. İrtikap suçunda ise kamu görevlisi, malı veya menfaati mağdurdan haksız olarak bizzat talep ederek alır.
İrtikap ve Görevi Kötüye Kullanma Suçu Farkı
Görevi kötüye kullanma (TCK 257), kamu görevlisinin kanuni görevlerine aykırı hareket etmesiyle oluşan genel nitelikli bir suçtur. İrtikap suçu, görevi kötüye kullanma suçunun çok daha ağır ve özel bir halidir. Eğer kamu görevlisinin menfaat temin etmeye yönelik davranışı “icbar” veya “ikna” boyutuna ulaşmamışsa, basit bir görevi ihmal veya yetki aşımı varsa TCK 257. maddedeki görevi kötüye kullanma suçu gündeme gelir.
İrtikap Suçunun Cezası (TCK 250)
İrtikap suçunun cezaları, suçun işleniş biçimine (icbar, ikna veya hatadan yararlanma) göre farklılık göstermektedir. 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında güncel cezalar şu şekildedir:
İcbar Suretiyle İrtikap Cezası: Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi icbar eden kamu görevlisi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İkna Suretiyle İrtikap Cezası: Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanarak kişiyi hileli davranışlarla ikna eden kamu görevlisi, 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Hatadan Yararlanma Suretiyle İrtikap Cezası: Kişinin hatasından yararlanarak menfaat sağlayan kamu görevlisi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İrtikap Suçunda Cezayı Hafifleten İndirim Nedeni: TCK 250. maddenin 4. fıkrasına göre; irtikap edilen menfaatin değerinin azlığı ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, verilecek cezalar yarı oranına kadar indirilebilir. Bu bir etkin pişmanlık maddesi olmayıp, bizzat hakim takdiriyle uygulanan bir cezayı hafifletici nitelikli haldir.
İrtikap Suçunda Teşebbüs, İştirak ve İçtima
Teşebbüs: İrtikap suçuna teşebbüs mümkündür. Kamu görevlisinin nüfuzunu kullanarak menfaat talep etmesi, ancak elinde olmayan nedenlerle menfaatin kendisine ulaşmaması halinde suç teşebbüs aşamasında kalmış olur.
İştirak: İrtikap, sadece kamu görevlileri tarafından asli fail olarak işlenebilen özgü bir suç olduğundan, suça doğrudan katılan sivil şahıslar “müşterek fail” olamazlar. Sivil kişiler ancak “azmettiren” veya “yardım eden” (şerik) olarak iştirak hükümlerinden sorumlu tutulabilirler.
İçtima: Bir kamu görevlisinin, birden fazla kişiye karşı tek bir fiille irtikap işlemesi halinde zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir; ancak Yargıtay’a göre asıl mağdur toplum olduğundan zincirleme suç (TCK 43) kurallarının uygulanması olaya göre değerlendirilir.
İrtikap Suçunda Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
İrtikap suçu, şikayete tabi suçlar arasında yer almaz. Suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle birlikte Cumhuriyet Savcılığı tarafından re’sen (kendiliğinden) soruşturma başlatılır.
Görevli mahkeme, suçun işleniş şekline göre değişmektedir. Kanundaki ceza üst sınırları dikkate alındığında; icbar suretiyle irtikap ve ikna suretiyle irtikap suçlarında görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi’dir 22. Ancak daha hafif cezayı gerektiren hatadan yararlanma suretiyle irtikap suçunun yargılaması Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılır.
İrtikap Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları ve İçtihatlar
Yargıtay kararlarında irtikap suçunun oluşumu, özellikle “icbar” (zorlama) unsurunun tespiti ve rüşvetten ayrımı büyük titizlikle incelenmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (CGK) kökleşmiş içtihatlarına göre (örneğin 30/03/2010 tarihli kararında vurgulandığı üzere); icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli her türlü zorlayıcı hareket yeterlidir. Kamu görevlisinin haksız tutumu karşısında kişinin, “haklı bir işinin gereği gibi veya vaktinde yapılamayacağı endişesiyle” kendisini mecbur hissederek para veya menfaat vermesi icbarın varlığı için yeterli kabul edilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/5-167 E. , 2010/70 K. 30.03.2010
“…
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, yapması gereken işi yapmak için, iş sahibi firmalardan para alması eyleminin sabit olduğu hususunda Özel Daire ve yerel mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın sabit olan bu eyleminde, söz konusu paraların sanığın zorlaması (icbarı) sonucu mu yatırıldığı, yoksa diğer kişilerle varılan rüşvet anlaşması sonucu mu yatırıldığının, buna bağlı olarak da eylemin irtikap suçunu mu, yoksa rüşvet almak (lehe yasa uygulamasıyla 5237 sayılı TCY’nın 257/3, maddesindeki görevi kötüye kullanma) suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, irtikap suçunun hukuki niteliği ve benzer suçlar ile arasındaki farkların ortaya konulmasında zorunluluk vardır.
İrtikap suçu, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının, “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler” başlığını taşıyan Üçüncü Babının İkinci Faslında 209. maddede düzenlenmiş ve maddenin birinci fıkrasında “icbar suretiyle irtikap”, ikinci fıkrasında “ikna suretiyle irtikap”, üçüncü fıkrasında ise, “hatadan yaralanmak suretiyle irtikap” eylemleri suç olarak düzenlenip, yaptırıma bağlanmış, bu düzenlemeye göre de irtikap suçu, memurun, memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına haksız çıkar sağlaması veya bu yolda vaadde bulunulması için, bir kimseyi icbar etmesi veya ikna etmesi ya da kanunen almaması gereken bir şeyi diğerinin hatasından yararlanmak suretiyle alması ile oluşur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında ise, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısımda, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde, 250. maddede düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre de irtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaat etmeye bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olan icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçu incelendiğinde;
İcbar sözcüğünün sözlük anlamı, “zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak” şeklindedir. (Türk Dil Kurumu Sözlüğü) Ceza Genel Kurulunun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamındadır. Cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacaktır. Maddi cebir kullanılması halinde, eylem yağma suçunu oluşturur. Nitekim, gerek 765 sayılı TCY’nın 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCY’nın 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebirin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaad edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi, icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel koşullar nazara alınarak, hakim tarafından takdir edilmelidir.
Sanık hakkında rüşvet alma suçundan dava açıldığı nazara alındığında, irtikap ve rüşvet alma suçlarının karşılaştırılması da gerekmektedir. İrtikap suçu ile rüşvet alma suçu, önemli farklılıklar taşımakla birlikte unsurları yönünden birbirine benzeyen suç tipleridir.
Bu bağlamda rüşvet alma suçu; 765 sayılı TCY’nın 212. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen basit rüşvet alma suçunda fail, rüşvet almasına veya vaat ya da taahhüdü kabul etmesine karşın görevinin gereğini yerine getirdiği için bu halde memuriyet sıfatı, ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüşvet alma suçunda ise, görevinin gerektirdiğinin aksine yapmaması gereken işi yapmak yahut yapması gereken işi yapmamak biçiminde davranış gösterdiği için memuriyet görevi kötüye kullanılmaktadır.
5237 sayılı TCY’da ise 252. maddede düzenlenmiş olup, maddenin 3. fıkrasında “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY’nın 212/1. maddesinden farklı olarak, basit rüşvet alma suçu, yani “yapmak zorunda olunan bir işin yapılması için elde edilen menfaat” rüşvet alma suçu olarak düzenlenmemiş, anılan maddenin gerekçesinde de bu husus, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlilerine menfaat temininin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, koşulları gerçekleştiğinde irtikaptan söz edilebileceği biçiminde değerlendirilmiş, irtikap düzeyine ulaşmayan eylemin ise 257. maddenin 3. fıkrasında yazılı, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı şeklinde hükme bağlanmıştır.
Öğretide de açıklandığı üzere, irtikap suçu ile rüşvet suçu arasındaki farkların, şu şekilde ortaya konulması olanaklıdır:
İrtikap tek failli (bireysel), rüşvet ise, çok failli bir suçtur.
İrtikapta fert yararı iradesi haricinde mağdur sıfatıyla temin ettiği halde, rüşvette fert yararı serbest iradesiyle ve fail sıfatıyla temin etmektedir. (rüşvet veren)
İrtikapta kamu görevlisi görevinin sağladığı nüfuzu veya görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle işlediği halde, rüşvette görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapmak suretiyle işlemektedir.
Rüşvette kamu görevlisinin görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden yarar temin etmesi rüşvet suçunu oluşturmadığı halde, icbar edildiği yönünde somut dayanak noktalarının bulunması durumunda eylem, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur. (Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk – Prof. Dr. Ahmet Gökçen – Doç. Dr. Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, 5. Cilt, sh. 4877)…”
Öte yandan, eğer vatandaş yasaya aykırı, haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kamu görevlisine kendi rızasıyla para veriyorsa, burada irade sakatlığı veya baskıdan söz edilemeyeceği için Yargıtay bu eylemi irtikap değil, rüşvet suçu (TCK 252) olarak değerlendirmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
İrtikap suçu bir kamu görevlisi tarafından mı işlenmek zorundadır?
Evet, TCK m.250 uyarınca irtikap, niteliği gereği “özgü suç” tur. Bu suçu asli fail olarak yalnızca TCK 6/1-c maddesinde tanımlanan “kamu görevlisi” sıfatını taşıyan (memur, belediye başkanı, bilirkişi vb.) kişiler işleyebilir. Kamu görevlisi olmayan kişiler ancak suça azmettiren veya yardım eden sıfatıyla katılabilirler.
İrtikap suçunda şikayet süresi veya zamanaşımı var mıdır?
İrtikap suçu şikayete tabi bir suç değildir, bu nedenle 6 aylık şikayet süresine tabi tutulmaz. Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği andan itibaren re’sen soruşturma başlatır. Ancak suç, TCK’nın genel kuralları çerçevesinde dava zamanaşımı sürelerine tabidir.
İrtikap suçu yüz kızartıcı suç kategorisinde midir?
Evet, irtikap suçu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 76. maddesinde ve ilgili diğer mevzuatlarda belirtildiği üzere “yüz kızartıcı suçlar” arasında sayılmaktadır. Bu nedenle irtikap suçundan mahkum olan kişiler, cezaları affa uğramış olsa dahi milletvekili seçilme veya memuriyete girme gibi haklardan sürekli olarak yoksun bırakılırlar.

